CUMA SOHBETLERİ İsmail Büyükyıldırım

CUMA SOHBETLERİ İsmail Büyükyıldırım

HAYATA İLİŞKİN ANLAM ARAYIŞI

A+A-

İnsan hayatı çeşitli  yaşam evrelerini içeren bir süreçtir. Bu süreçte insan hayatının her evresi, ayrı bir önemdedir. İnsan hayatının önemli evrelerinden biride “anlam arayışı” dır. Anlam arayışı, insanın hayatının bütününü kapsayan soyut bir gelişim evresidir ki İnsan bu hayatı nasıl anlaması gerektiğini çocukluktan itibaren sorgulamaya başlar.. İnsanın dünya ile ilk temasıyla başlayan "anlam arayışı" çocukluk döneminde farkındalık düzeyini arttırır. Bu farkındalık olması gerektiği gibi devam ederse kişi anlam arayışına çocukluk döneminde ulaşarak kendisiyle barışık bir hayat yaşar. Fakat anlam arayışındaki gelişim olması gerekenden uzaklaştıkça insanın hayata anlam verme süreci de uzamaya başlar. Çoğu  zaman, hayata olması gereken anlamı veremeyen insan, hayatını bu boşlukla tamamlamak zorunda kalır.

      İnsan, doğduğu andan itibaren annesine, babasına, onu doyuran, bakımını üstlenen ebeveynine duyduğu bağlanma ile anlam arayış sürecine başlamıştır. Zira kişilik oluşumu ve yapılanmasında temelin çocukluk döneminde atıldığı bir gerçektir. İnsanı hayata bağlayan temel duygu, aslında inanmaktır. Çünkü inanç yüce Yaratıcının insanın fıtratına yüklediği temel ihtiyaçların en önemlisidir. Bu ihtiyaç çocuğun fıtratına yaratıcının bıraktığı bir tohumdur. Bu tohum çocuğun anne-babasına duyduğu güvenle yeşermeye başlar .Sevgi ise bu tohumun hayat iksiridir. Anne-babasının sevgisiyle yeşermeye başlayan güven duygusu yavaş, yavaş yaratıcı hakkında aldığı bilgilerle temel  itikadı oluşturur. Anne babasına güveni öğrenen çocuk, her ikisini de yarattığını öğrendiği yaratıcısına daha büyük bir güven duymaya başlar ki bunun adı da “iman”dır. "İmanın başladığı yerde sıradan tanımlamalar sönükleşir, değersiz ve adeta manasız kalır. Bu süreçte, tıpkı Hz. İbrahim gibi kâinat kitabını okumayı, çevresine duyarlı olmayı anne- babasından öğrenen çocuk, kendi anlam dünyasını çok daha kolayca inşa edebilecektir. Anne-baba bu bilinci vermekten uzak bir hayat yaşıyorlarsa O’da hayata olması gereken anlamı vermekten uzaklaşıp, depresif  bir kimlikle bu hayatı yaşamak durumunda kalacaktır. Ancak, çocuğu tek bir yönlü  ve sadece aile bağlarıyla ele almak sosyolojik gerçeklere ters düşer. Çünkü aileden başlayarak, akraba, arkadaşlık ve okula kadar uzanan çevre içinde çocuk her gün pek çok şeyler görür, duyar ve öğrenir. Bütün bunlar çocuğu bir şekilde etkilemektedir. Hayat hakkında bu çevrelerden de öğrendiği algılarla çocuğun duyguları, düşünceleri, alışkanlıkları ve davranışları gelişir. Onun bu durumda, çevresinin hayat algısından hiç etkilenmediği söylenemez. Çünkü çocuk, anlam arayışındaki diğer insanların algılarından bir şekilde etkilenecektir. Bu noktada insan şahsiyetinin şekillenmesinde çevresel şartların ne kadar etkili olduğu da görülmelidir.

    İnsanın hayata anlam verme süreci bir merdivenin basamakları gibi düşünülebilir. Bu basamakların içinde en kırılganı da belki ergenlik yıllarıdır. Çünkü yaklaşık 12 yaşlarında çocuk, dini anlamaya ve ona ilgi göstermeye başlar ki bu yaşlar psikolojide dinî uyanış veya dinî gelişim çağı gibi ifadelerle tanımlanmaktadır. Bu yaşlardaki anlam arayışları sürecinde dinin çok önemli bir etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Sürekli düşünsel, duygusal ve inançsal yalpalamalar içerisinde olan bu çocukların güvenli bir liman arama süreci anne ve babanın katkısıyla, akıl ve iradesini doğru bir şekilde kullanarak vahiyle buluşturulabilirse süreç doğru bir şekilde ilerleyecektir. Anne- baba bu süreci olması gerekene göre yönetip yönlendirince yaşın getirdiği düşünsel, duygusal ve inançsal yalpalamalarda ortadan kalkacaktır.  

     Ergenlik bitimiyle birlikte gençliğe doğru yönelen birey için, pek çok meşguliyet vardır. Artık hayat, bireye kendi ayakları üstünde durması ve kendi doğrularını bulması gerektiğini söylemektedir. Bu nedenle günümüzde modern çağın olumsuzluklarından en çok etkilenen kesim, toplumun gençlik kesimidir. Zira bu dönem hayatın gerçekleriyle duyguların sürekli çarpıştığı, gelgitlerin en yoğun yaşandığı, İmanın yerine oturması halinde ise tam bir kararlığın ortaya çıkıp olmaması gerekenlerle mücadele edilen dönemdir. Hayata beklenen anlamı veremeyen gençlerin büyük bir çoğunluğu inançsal boşluğa düşüp depresif bir hayat yaşamaya başlamaktadırlar. Şüphesiz bunun pek çok nedeni vardır. Gençliğin güncel sorunlarını toplumsal değişmeye bağlı, değerlerde değişme, madde bağımlılığı, statükoya karşı çıkma, gelecek korkusu, yabancılaşma, kimlik arayışı, üretemeyip sürekli tüketen konumunda oluşları, özgürlük anlayışındaki yanlışlıklar, güven bunalımı, kaygı, stres, yalnızlık, iletişimsizlik, işe yaramama hissi vb. sosyo-psikolojik sorunlar ve çağdaş iletişim araçlarının yol açtığı şartlandırılma, kültürsüzleştirilme, yozlaştırılma, yabancılaştırılma, gibi sorunları saymak mümkündür. Fakat bunlar arasında din ve ahlâk eğitimi alanındaki yetersizliğin de azımsanamayacak oranda büyük bir payı bulunmaktadır. Bu dönemde doğru bir din anlayışı, bireye eleştirel düşünme bilinci kazandırarak, karşılaştığı güçlükleri yorumlama, bütün bunlarla başa çıkma yollarını gösterir. “Bireyin kendini iyi ya da kötü, değerli ya da değersiz olarak yargılamak için kullandığı değer ölçütleri ve ahlâk ilkelerine büyük ölçüde din kaynaklık yapar.“ Hayatı anlamlandırma, karşılaşılan meseleleri yorumlama ve içselleştirme noktasında din çok önemli bir rehberdir. Bu olguyu anlayamayan bireyler gençliklerinden başlayan bir süreç içerisinde dinin asıl amacının insanı yaratılan her türlü varlığa kul köle olmasını engelleme olduğu gerçeğini görmemezlikten gelerek özgürlükleri kısıtladığını, sevdikleri şeyleri yasaklayan bir olgu olduğunu düşünerek hayata dair farklı bakış açıları geliştirmeye başlarlar. Kimi zaman da kendilerini farklı dünyevi sistemlerle veya ideolojilerle tanımlarlar. İnanç açısından kendilerini tanımlarken de çoğu zaman inandıklarını söylemekten kaçınmazlar.  Yaratıcının bu hayatı anlamlandırmamız için hazırlayıp gönderdiği hayatın kılavuzu olan Kuranı okuyup hayata olması gereken anlamı vermek yerine, gerçek manada inanmayan bu kimselerin inançları iman edenleri içeriksiz taklit etmekten ibarettir. Onların kalbinde hakikatın ışığı yanmamış, bu yüzdende hayata olması gereken manayı vermekten uzak kalmışlardır. Böylece bu dünya imtihanı onlar için tam bir fiyaskodur.  

. Rabbim bizlere ve çocuklarımıza istenen şekilde aklı ve iradeyi kullanıp bu imtihan sürecinden başarıyla çıkmayı nasip etsin-AMİN-

 

 

Bu yazı toplam 1468 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.