Türkiye Ekonomisi’nde son durum   nasıl?2019’da Türkiye Ekonomisi nasıl oldu?

Türkiye Ekonomisi’nde son durum nasıl?2019’da Türkiye Ekonomisi nasıl oldu?

Bu çalışma, sona eren 2019 yılını kısaca değerlendirmek ve 2020 yılına ilişkin kısa bir projeksiyon yapmak amacı ile hazırlanmıştır.

A+A-

 

Bu çalışma, sona ermekte olan 2019 yılını kısaca değerlendirmek ve 2020 yılına ilişkin kısa bir projeksiyon yapmak amacı ile hazırlanmıştır.

A-) Geçen Yıla Bakış ​: 2019 yılı, hem küresel anlamda hem de ülke ekonomisi bazında oldukça çalkantılı bir yıl oldu. Resesyon korkusu, ABD, Almanya, Euro Bölgesi ve Çin başta olmak üzere küresel çapta hakim oldu. Öyle ki, bu korku ülkelerin merkez bankaları para politikalarını değiştirdi ve 2018’de uygulanmaya başlanan sıkılaştırıcı politikalardan genişlemeci para politikalarına dönüldü. ABD Merkez Bankası- FED-başta olmak üzere merkez bankaları, faiz artırımları planlarkenfaiz indirimlerine, bilanço küçültme programlarınıbırakıp piyasaya yeniden para sürmeye başladılar. Likiditeyi artırdılar. Bu politika değişikliği ile resesyon beklentileri de en azından ABD’de kısa vadede gündemden düşmüş oldu. Buna karşılık Avrupa üzerinde halen bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Çin de 2020’ye eski performansının çok altında ve ilerisi için tedirgin eden bir büyüme performansıyla giriyor. 

ABD-Çin ticaret savaşları, yılın tamamına yönelik karamsar bir hava üretirken, son zamanlarda her iki taraftan da ilk aşama / 1. Faz ticaret anlaşmasında anlaşma sağlandığına yönelik yapılan açıklamalar, biraz olsun bu havayı dağıttı.

2019 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ekonomiler oldukça zorlandılar. Türkiye’de yılın ilk iki çeyreğinde küçülen ekonomi, üçüncü çeyrekte zayıf da olsa küçük bir pozitif büyüme performansı sergiledi. Yılsonu itibarı ile büyümenin %1’e ulaşması pek mümkün görülmüyor.

Aşağıdaki grafik gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) ortalama büyümesi (mavi) ile Türkiye’nin büyüme ortalamasını (kırmızı) 2010’dan 2019’a gösteriyor (Grafik; IMF, World Economic Outlook Data, October2019’da yer alan verilerden yararlanılarak Dr. Sn. Mahfi Eğilmez tarafından hazırlanmıştır.)

Gelişmekte Olan Ülkeler Büyümesi

Grafik gerek ülkemizin içinde olduğu Gelişmekte Olan Ülkelerin gerekse Türkiye’nin büyüme hızında 2010’dan bu yana düşüş yaşandığını ortaya koyuyor. Maalesef Türkiye’nin büyüme hızındaki negatif performansla diğerlerinden negatif ayrışıyor. 

 

2019 yılında işsizlik yüzde 13 civarında konsolideolmuş durumda. Özellikle genç işsizlerin sayısında ciddi bir artış söz konusu ki bu durumun bir süre sonra toplumsal güvenliğe tehdit oluşturması da  muhtemel görünüyor.

Her ne kadar bütçe açığının GSYH içindeki payının yüzde 2,9’da kalacağı tahmin edilse de bu oranın Merkez Bankası’ndan tarihimizde ilk kez kullanılan 46 milyar TL’lik yedek akçeyle sağlandığı da bilinen bir gerçektir. Bu da çok övündüğümüz ve yıllardır çıpa olarak sunulan bütçe disiplininden taviz verilmesi anlamına gelmektedir. 

TL, Dolara karşı önceki iki yılda yaklaşık yüzde 20 oranında değer kaybetmişti. 2019’da bu kaybın yüzde 11 dolayında gerçekleşeceği görülüyor.

Bu yılın üçüncü çeyrek büyüme verileriincelendiğinde,  her şeye rağmen gerçekleşen pozitif büyümenin yeni doğrudan yatırımdan ziyade özel sektördeki üretici firmaların kapasite kullanım oranlarının yükselmesiyle sağlandığı görülüyor. 

 

Öte yandan, Türkiye’nin yılı yüzde 12 civarındaki bir enflasyon oranı ile noktalayacağı artık anlaşılıyor. TL mevduatı ise yılı yüzde 19 getiri ile tamamlıyor. 

Ancak döviz kurlarındaki artış 2019 yılında yüzde 8’de kaldığı görülüyor.

 

B-) Yeni Yıla Bakış ​: 2020 yılına girilirken 2019 yılının yaz aylarında başlayan dipten dönüş çabalarının yansımaları ekonomik verilerden hissedilmektedir. 

Ülkemizin lokomotif sektörleri olan inşaat ve konut ile otomotiv sektöründe gözle görülür bir artış söz konusudur. Bunun yanı sıra, çekirdek perakende satışlarda da yükseliş yaşanmaktadır. 2019 yılının ikinci yarısında başlayan toparlanmanın şayet jeopolitik risklerde önemli ölçüde artış olmazsa 2020yılında artarak devam etmesi mümkün görülmektedir.

Elbette burada ana hedef, doğrudan yatırımları artırmaktır. Yatırımları artırmanın olmazsa olmaz yolu ise riskleri minimize etmekten geçmektedir. Kapatmaya hazırlandığımız bu yılın son döneminde Türkiye’nin risk priminin (CDS) 280’in altına düşmüş olması; 1915 olaylarının ABD Kongresince Ermeni diasporasının istediği şekilde kabulüne ve ülkemiz aleyhindeki yaptırımların senatodan geçmesine rağmen CDS’in artmaması çok dikkat çekici ve sevindirici bir gelişmedir. Ancak asıl önemli unsur, CDS’in 200 Baz Puanın altına inmesidir ki bu durum gerçekleşmeden doğrudan yabancı yatırımın ülkemize gelmesi pek mümkün görülmemektedir.

 

Doğrudan yabancı yatırım sağlanamıyorsa, borsa / BIST hisselerine yabancı yatırımı yapılması söz konusu olabilir. Şayet ekonomimiz yüzde 4 büyüyecekse BIST de bundan mutlaka payını alacaktır. Bu da şu anda 113 bin seviyesindeki borsa endeksinin önümüzdeki yıl 130-140 bin bandını yakalamasını mümkün hale getirecektir. Elbette böyle bir durumda da bankacılık sektörü-banka hisseleri borsayı yukarı götüren lokomotif sektör olacaktır.

Türkiye önümüzdeki yıl da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikası doğrultusunda düşük faiz politikasını benimseyeceği için bu durumun TL bakımından pek de avantajlı olmayacağı düşünülmektedir.

Ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik şartlar göz önüne alındığında 2020 yılında enflasyonun tek haneye kalıcı olarak düşmesinin oldukça zor olduğu görülmektedir. 

Değerli metallere bakıldığında, altın ile birlikte hareket eden gümüş, ABD ile Çin’in bir uzlaşmaanlaşmasına odaklanmış durumdadır. Şayet böyle bir anlaşma gerçekleşir de ardından FED de yeniden faiz artırımına gitme yoluna yönelirse altın ve gümüşte kayda değer anlamda değer kayıpları görülmesinin söz konusu olabileceği değerlendirilmektedir.

2020 yılı, ABD’de seçim yılıdır. Bundan dolayı, ABD kaynaklı olarak küresel ekonomide bir toparlanma muhtemel olabilecektir. Bu durumda da Altın ve Gram Altın yükselecek; Ons Altın 1650-1700 Dolar bandını, Gram Altın da 400 TL.seviyesinigörebilecektir.

Ancak, özellikle ABD dışındaki ilkelerin zayıf ekonomik büyüme oranları dikkate alındığında küresel ekonomideki bu toparlanmanın uzun soluklu olamayacağı ve 2021 yılı içinde yeni bir durgunluk endişesi ile karşılaşılabileceği mümkün görülmektedir.

Petrol dinamikleri bakımından ise, bu yılın son döneminde yapılan OPEC toplantısında alınan arz kısıntısı kararının önümüzdeki yıl petrol fiyatlarını yukarı iteceği düşünülmektedir. Jeopolitik risklerin artabilme potansiyeli de dikkate alındığında, petrol fiyatlarının 72 Dolar seviyelerinin aşılması ile 100 dolara doğru gidebileceği öngörülmektedir.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler